takrir: tuhfetu’s-seniyye

a. kelam

1) kelâmın tarifi

  • nahivcilere göre kelam: bir lafzın nahivciler indinde kelam sayılabilmesi için şu dört rüknü cem etmesi şarttır:
    • lafız olması: arap dilindeki harflerden müteşekkil olan sesler lafızdır. bu sebeple işaretler, nahiv ilmine göre kelam sayılmaz.
    • mürekkeb olması: iki veya daha fazla kelimeden müellef olmasıdır. bu terkip bazen lafzen bazen de takdîren oluşturulur. örneğin bir soruya verilen “evet” cevabı, esasında “evet, öyledir” manasını ifade ettiğinden, mürekkeb olarak kabul edilir.
    • müfid olması: kitapta gelen tanıma göre müfid olmaklık; kelamın tam bir fayda sağlaması, mütekellimin susması halinde konuşmasının tamamlanmış olmasıdır. ancak hocamdan duyduğum daha güzel bir tanım, faydanın bir isnad ve müsnedü’n ileyh ile sağlandığıdır. daha basit bir tabirle; en azından fiil-fail yahut mübteda-haber içeren tam bir cümle ancak müfid olabilir.
    • mevzu olması: tarifinde ihtilaf vardır. bir tarife göre, lafzın arap dilinde vaz’ edilmiş olması diğer tarife göre ise mütekellimin kastı ile sâdır olmasıdır. dolayısıyla bu ikinci görüşe göre uykudaki kişinin sözü kelâm sayılmaz.

2) kelâmın türleri

  • isim: kendi nefsinde bir mana ifade eden, ancak üç zamandan (mazi, hal, istikbal) biriyle mukayyed olmayan kelimedir.
  • fiil: kendi nefsinde bir manaya delalet eden ve üç zamandan biriyle mukayyed olan kelimelerdir.
  • harf: kendi başına müstakil bir mana ifade etmeyen, ancak isimler veya fiillerle bir araya geldiğinde manası ortaya çıkan, isim ve fiil alametlerini kabul etmeyen lafızlardır.

3) ismin alametleri

  • hafd: kelimenin mahfud (mecrur) gelmesi, kelimenin isim olduğuna delalet eder.
  • tenvin: kelimenin sonunda zâid olarak gelen sakin ن sesi, isim olduğuna delalet eder.
  • elif-lam takısı: bu harflerin kelimenin başına bitişmesi, isim olduğuna delalet eder.
  • harf-i cer alması: kelimenin, cer ameli yapan harflerden birisiyle bitişmesi, isim olduğuna delalet eder.

4) fiilin alametleri

  • قَدْ harfi alması: mazi fiilde tahkik veya takrib, muzari fiilde taklil veya teksir manası ifade eder.
  • سَ ve سَوْفَ edatlarıyla bitişmesi: bu edatlar, sadece muzari fiil ile bitişebilirler ve fiile istikbal manası katarlar
  • تَاءُ التَّأْنِيثِ السَّاكِنَةُ: bu harf sadece mazi fiile bitişebilir. aslen sakin bir harf olduğu halde, iltikau’s-sakineyn meydana gelirse harekeli okunmaları caizdir.

b. irab

1) giriş

  • irab: kelimeyi etkileyen amillerin değişmesiyle kelimenin sonundaki hallerin değişmesidir.
  • üç şekilde tahakkuk eder:
    • lafzî irab: amilin eseri açıkça görülür.
    • manevî/takdirî irab: sikal, taazzür yahut münasebe durumlarında meydana gelir.
      • taazzür: kelimenin sonunda sakin bir harf olan elif var ise, doğal olarak hareke kabul etmeyeceğinden dolayı irab takdir edilir, lafzen tezahür etmez.
      • sikal: kelimenin sonunda bir illet harfi bulunur ve irab alameti bu harfe ağır gelecek bir hareke olursa, amilin ameli lafzen tezahür edemez.
      • münasebe: يَاءُ الْمُتَكَلِّمِ’e mudaf olan bir isimde, bu harf hareke kabul etmeyeceğinden amel lafzen tezahür edemez.
    • mahallî irab: kelime mebni olduğu için irab tezahür edemez, bulunduğu konuma göre takdir edilir.
  • mebni: kelimenin sonunun, amilin amelini kabul etmeyerek bulunduğu hal üzere sabit kalmasıdır. bu kelimeler irab açısından incelenmezler, “irabda mahalleri yoktur”

2) mûrebat

  • hareke ile irab olunanlar:
    • ism-i müfred
    • cem-i teksir
    • cem-i müennes sâlim
    • sonuna bir şey bitişmemiş muzari fiil
  • harf ile irab olunanlar:
    • tesniye isim
    • cem-i müzekker sâlim
    • efâl-i hamse
    • esmâ-i hamse
  • notlar:
    • tesniye isimlerde; nasb/cer alameti sakin, alametin öncesi fethalı, sonrası ise kesralı okunur.
    • cem-i müzekker isimlerde; nasb/cer alameti uzun, alametin öncesi kesralı, sonrası ise fethalı okunur.
    • irab için gelen harfler, illet harflerine ek olarak elif ve nun olmak üzere  tanedir.

fasıl: gayri munsarif isimler

  • gayri munsarif isim, sarf (yani tenvin) kabul etmeyen isimdir.
  • bu isimler hem cer hem de tenvin almamaları yönüyle fiile benzerler.
  • bir ismin gayri munsarif olması için ya dokuz illetten ikisinin ya da iki illet yerine geçen tek bir illetin bulunması şarttır.
  • tek başına iki illet yerine geçenler:
    • صيغة منتهى الجموع:
      • çoğulluğa delalet eden eliften sonra iki harfin geldiği (مَسَاجِد)
      • veya ortanca harf sakin olmak üzere üç harfin geldiği (مَفَاتِيح) cemî sıgalardır.
    • ألف التأنيث:
      • الألف الممدودة: müennes manaya delalet eden elif-i maksure ile biten isimler.
      • الألف المقصورة: müennes manasına delalet eden uzatılmış elif/hemze ile biten isimlerdir.
  • diğer illetler:
    • manevi illetler:
      • alemiyye: kelimenin özel isim olmasıdır.
      • vasfiyye: kelimenin sıfat manası taşımasıdır.
    • lafzî illetler:
      • te’nîs: kelimenin müennes bir varlığa delalet etmesi yahut lafzen müenneslik tâ’sı barındırmasıdır
      • ucme: kelimenin arapça asıllı olmayıp, başka bir dilden arapçaya geçmiş özel isim olmasıdır.
      • terkîb-i mezci: iki ayrı kelimenin tek bir isim olacak şekilde hareke ve harf cihetinden birbiriyle mezcedilmesidir.
      • adl: kelimenin esas vazedildiği lafızdan, manası korunarak başka bir lafza çevrilmesidir.
      • أ ve ن ziyadesi: kelimenin sonunda asıl harflerden hariç, zâid olarak bir elif ve nûn bulunmasıdır
      • fiil vezni: bir kelimenin fiil veznine uygun şekilde gelmesidir.
  • önemli istisna: eğer gayri munsarif bir ismin başına ال gelirse veya isim mudaf konumunda olursa, fer’î alamet olan fetha gider ve yerini asıl olan kesraya bırakır.

c. fiillerin hükümleri

1) mazi fiil

  • konuşma zamanının öncesinde vuku bulmuş bir şeye delalet eden fiildir.
  • zahir yahut mukadder fetha üzere mebnidir.
  • mukadder fethanın geldiği yerler:
    • taazzür: illet harfi ile biten fiillerde
    • münasebe: fiil, sıgadan dolayı vav ile biterse, vav kendinden önceki harfi dammeli ister
    • sükûn-u ârız: fiile, müteharrik fâil zamirleri (تَ، تُ، تِ، نا، نَ) bitişirse, dört harekenin peş peşe gelmesini (kerâhet-i tevâli-i erba’a müteharrikât) önlemek için fiilin son harfi sakin yazılır

2) emir fiili

  • kendisiyle, konuşma zamanından sonra bir şey talep edilen fiildir.
  • basralılara göre sükun üzere mebnidir.
  • kûfelilere göre ise cezm üzere murebtir.
  • tercih edilen görüş, zahir yahut mukadder sükun üzere mebni olmasıdır
  • istisnalar:
    • eğer nakıs bir fiil ise illet harfinin hazfı üzere mebni olur.
    • efâl-i hamse’den ise nun harfinin hazfı üzere mebni olur.
    • tekid nun’u ile bitişirse fetha üzere mebni olur.

3) muzari fiil

  • konuşma esnasında vuku bulan yahut daha sonra vuku bulacak bir şeye delalet eden fiildir.
  • alameti: fiilin başında; mütekellim, muhatap yahut gaib manasına delalet eden ي، ت، أ، ن harflerinden birisinin zâid olarak bulunmasıdır.
  • eğer bu harflerden biri başta bulunur da bu manaları taşımazsa (أَكَلَ’deki أ gibi), o fiil muzari değildir.
  • kendisine etki eden bir âmil olmadıkça merfûdur.
  • sonuna tekid nun’u yahut nun-u nisve bitişirse mebni olur.
  • muzari fiili nasb eden âmiller
    • bizzat kendisi nasb edenler:
      • أَنْ: masdar ve istikbal manası vardır.
      • لَنْ: nefy ve istikbal manası vardır.
      • كَيْ: masdar manası vardır. nasb etmesi için başına lafzen yahut takdîren illet bildiren لَام gelmesi şarttır. eğer لَام mevcut değilse, nasb ameli gizli bir أَنْ vasıtasıyla olur.
      • إِذَنْ: cevap ve ceza harfidir. nasb etmesi için şu şartlar gerekir:
        • cümlenin başında gelmelidir.
        • amilin nasb edeceği muzari fiil gelecek zamana delalet etmelidir.
        • edat ile fiil arasına (kasem, nida veya nefy لَا’sı hariç) bir fasıla girmemelidir.
    • câiz olarak gizli bir أَنْ ile nasb eden tek bir harf vardır:
      • لَامُ التَّعْلِيلِ: diğer adıyla لَامُ كَيْ. kendisinden sonra أَنْ edatının gizlenmesi câizdir.
    • vâcip olarak gizli bir أَنْ ile nasb edenler:
      • لَامُ الْجُحُودِ: nefy manası veren مَا كَانَ yahut لَمْ يَكُنْ  kalıplarından sonra gelen, nefyi pekiştiren لَام harfidir.
      • حَتَّى: gaye veya illet bildirir.
      • فَاءُ السَّبَبِيَّةِوَاوُ الْمَعِيَّةِ: bu iki harf, bir nefyin veya şu 8 çeşit talebin cevabı olarak gelir: emir, dua, nehy, istifham, arz, tahsîs, temenni, rica
  • muzari fiili cezm eden âmiller
    • tek bir fiili cezm edenler:
      • لَمْ ve لَمَّا: nefy-i cahd manasındadırlar.
      • أَلَمْ ve أَلَمَّا: başlarına soru hemzesi getirilmiş halleridir; takrir (itiraf ettirme) ifade ederler.
      • emir ve dua لَام’ı: talebin muhatabına göre isim alırlar.
      • nehy ve dua için gelen لَا: yasaklama veya yalvarma ifade eder.
    • iki fiili cezm edenler (şart ve ceza):
      • ittifakla harf olanlar: إِنْ
      • ittifakla isim olanlar: مَنْ, مَا, أَيّ, مَتَى, أَيَّانَ, أَيْنَ, أَنَّى, حَيْثُمَا, كَيْفَمَا.
      • harf olması sahih görüş olan: إِذْ مَا.
      • isim olması sahih görüş olan: مَهْمَا.

d. merfûât

1) fâil

  • kendisinden önce fiilinin zikredildiği merfu isimdir.
  • fail’in hükümleri:
    • fâil isim olmak zorundadır, harf ve fiil olamaz.
    • bu isim, sarih yahut müevvel bi’s-sarih olabilir.
    • kendisinden önce fiil gelmesi şartı sayesinde mübteda ve diğer merfûâttan ayrılır.
  • fâil, zâhir yahut mudmar olabilir:
    • zâhir fâil: “zeyd” gibi herhangi bir isimdir. murad edilen manayı anlamak için bir karineye ihtiyaç duyulmaz.
    • mudmar fâil (zamir): murad edilen manayı anlamak için gaybet yahut hitab gibi bir karineye ihtiyaç duyulur. ikiye ayrılırlar:
    • muttasıl zamirler:
      • bildiğimiz fiil zamirleridir.
      • tekil şahıslara delalet eden vezinlerde görüldüğü gibi müstetir olabilirler veya açık olarak yazılabilirler.
      • 12 tanedirler.
      • kendileriyle cümleye başlanamayan veya إِلَّا edatından sonra kullanılamayan zamirlerdir
    • munfasıl zamirler:
      • أَنَا، أَنْتَ، نَحْن vb. klasik zamirlerdir.
      • kendileriyle cümleye başlanabilir ve ihtiyaç halinde إِلَّا edatından sonra kullanılabilirler.

2) nâib-i fâil

  • tarif: kendisiyle beraber fâilinin zikredilmediği merfu isimdir. mütekellim bazen fâili hazfederek mefulü fâil yerine zikreder. bu durumda hem mefulün hem de fiilin suretinde değişiklikler yapılır.
  • meful normalde nasb üzere mureb iken ref üzere mureb olur kendisi hakkında fâilin ahkamı câri olur:
    • fiilden önce yazılamaz,
    • eğer fiil müennes ise meful de müennes olur vb
    • fiil ise malum sıgadan meçhul sıgaya çevrilir.
    • nâib-i fâil de aynı fâil gibi zahir isim yahut zamir olabilir; ahkamı fâil ile aynıdır.

3) mübteda ve haber

  • mübteda:
    • lafzî amillerden âri olan merfu isimdir.
    • zahir isim ve zamir olmak üzere iki kısımdır. ancak zamir olursa sadece munfasıl zamir olur, muttasıl olamaz.
  • haber:
  • mübtedaya isnad edilen, kendisiyle kelamın tamamlandığı merfu isimdir.
  • zahir bir damme ile, damme yerine geçen bir harf ile yahut mukadder olarak merfu gelebilir.
  • haber, müfred ve gayri müfred olmak üzere  kısımdır:
    • müfred: cümle veya şibh-i cümle olmayan haberlerdir.
      • gayri müfred: cümle yahut şibh-i cümle olarak gelebilir. cümle olarak gelirs ya isim ya fiil cümlesidir, şibh-i cümle ise zarf yahut car-mecrurdur. eğer haber cümle ise, muhakkak cümle içerisinde mübtedaya dönen bir unsur olmalıdır. bu, bir zamir yahut ism-i işaret olabilir.

fasıl: mübteda ve haberi nesh eden amiller

1) كَانَ ve kardeşleri:

  • dahil oldukları isim cümlesinde, ismi ref haberi nasb ederler.
  • 13 tane fiilden ibarettirler:
    • كَانَ: bir isme, geçmişte yaşanan bir haberi isnad etmeye yarayan fiildir. bu isnatta, inkıta yahut istimrar manası olabilir.
    • أَمْسَى: bir isme, akşam yaşanan bir haberi isnad etmeye yarayan fiildir. 
    • أَصْبَحَ: bir isme, sabah yaşanan bir haberi isnad etmeye yarayan fiildir.
    • أَضْحَى: bir isme, kuşluk vakti yaşanan bir haberi isnad etmeye yarayan fiildir.
    • ظَلَّ: bir isme,  gündüzün tamamında yaşanan bir haberi isnad etmeye yarayan fiildir.
    • بَاتَ: bir isme, gece yaşanan bir haberi isnat etmeye yarayan fiildir.
    • صَارَ: bir şeyin, bulunduğu halden haberin delalet ettiği şeye döndüğünü ifade etmeye yarayan fiildir.
    • لَيْسَ: içinde bulunulan halde, isimden haberi nefyetmeye yarayan fiildir.
    • مَا زَالَ / مَا انْفَكَّ / مَا فَتِئَ / مَا بَرِحَ / مَا دَامَ: haberin isme mülazemet ettiğini, sürekliliği ifade etmeye yararlar.
  • bu fiillerin amel şartları:
    • 1 – 8. fiillerin bu şekilde amel etmesi için herhangi bir şart yoktur.
    • 9 – 12. fiillerin bu şekilde amel etmeleri için başlarına eklenen مَا’nın nefy / nehy / istifham manalarından birisine sahip olması gerekir.
    • دَامَ‘nin bu şekilde amel etmesi için ise başına eklenen مَا’nın “masdariyye zarfiyye” (zarf manasında masdar yapıcı) manasında olması gerekir.
    • ayrıca bu fiillerin tasrifi  de bu sınıfta değerlendirilir.
  • bu fiilerin sarf açısından tahlilleri:
    • 1 – 7. fiiller: bu fiillerin; mazi, müzari ve emir sıgalarında gelmeleri caizdir.
    • 9 – 12. fiiller: bu fiiller sadece mazi ve muzari sıgalarında gelebilirler, emir sıgasında gelmezler.
    • 8 ve 13. fiiller: bu fiiller sarf açısından değerlendirilmezler, başka sıgalara girmezler. لَيْسَ’nin bu babta olduğuna dair ittifak vardır, دَامَ için de tercih edilen görüş böyledir.
    • bu filler, mazi sıgası dışında geldiklerinde de yine aynı şekilde amel ederler.

2) إِنَّ ve kardeşleri:

  • ismi nasb, haberi ref ederler. bu harfler 6 tanedir:
    • إنَّ: tekid manası ifade eder, yani isim ve haber arasındaki nispeti takviye eder. cümlenin başına gelir.
    • أَنَّ: yine, tekid manası ifade eder. cümle ortasında gelir.
    • كَأَنَّ: mübtedayı habere teşbih etmeye yarar.
    • لَكِنَّ: istidrak manası katar. istidrak, “kelâm-ı sâbıktan mütevellit tevehhümü def etmektir“. yani kelamın ilk kısmından sabit olduğu anlaşılan şeyi nefyederler yahut ilk kısmından yok olduğu anlaşılan şeyi ispat ederler.
    • لَيْتَ: temenni manasındadır, yani muhal yahut zor bir şeyi talep etme manasındadır.
    • لَعَلَّ: terecci veya tevakku’ manasındadır. terecci, sevilen ve mümkün olan bir şeyi talep etmektir. tevakku’ ise kerih bir şeyi talep etmektir.

3) ظَنَّ ve kardeşleri:

  • bunlar, mübteda ve haberi kendilerine meful alarak ikisini de nasb ederler. 10 tanedirler:
    • ظَنَّ: zan ifade eder
    • حَسِبَ: zan ifade eder
    • خَالَ: zan ifade eder
    • زَعَمَ: zan ifade eder
    • رَأَى : yakîn ifade ederler
    • عَلِمَ : yakîn ifade ederler
    • وَجَدَ : yakîn ifade ederler
    • اِتَّخَذَ: intikal ve tasyir, yani değişim ifade ederler
    • جَعَلَ: intikal ve tasyir, yani değişim ifade ederler
    • سَمِعَ : bu grupta olduğunda ihtilaf vardır. bazılarına göre bu gruba dahil değildir ve haberi de ikinci meful değil hal olarak kabul eder.

e. mensûbât

1) المفعول به                            

  • nahivciler indinde, şu 3 vasfı toplayan şeylere meful denir:
    • isim olması
    • mensub olması
    • ispat yahut nefy cinsinden olması fark etmeksizin failin fiilinin kendisine taalluk etmesi
  • iki kısımdır:
    • zahir isim olan mefuller
    • zamir olan mefuller:
      • muttasıl olanlar: kendisiyle kelama başlanamayan ve istendiğinde إِلَّا harfinden sonra kullanılamayan mefullerdir.
      • munfasıl olanlar: kendisiyle kelama başlanabilen ve istendiğinde إِلَّا harfinden sonra kullanılabilen mefullerdir. sahih olan görüş, zamirin aslının إِيَّا olduğu ve ona bitişenlerin ise tekellüm vb. manalara delalet ettiğidir. 12 tanedirler:
        • إِيَّايَ
        • إِيَّانَا
        • إِيَّاكَ
        • إِيَّاكِ
        • إِيَّاكُمَا
        • إِيَّاكُمْ
        • إِيَّاكُنَّ
        • إِيَّاهُ
        • إِيَّاهَا
        • إِيَّاهُمَا
        • إِيَّاهُمْ
        • إِيَّاهُنَّ

2) المصدر:

  • المفعول المطلق olarak da isimlendirilir.
  • tasrifteki üçüncü sıgada – yani masdar sıgasında – gelir.
  • bu masdar, haber olmamalıdır.
  • 3 kısımdır:
    • المفعول المطلق المؤكد
    • المفعول المطلق المبين للنوع
    • المفعول المطلق المبين للعدد
  • eğer, amilinin yani fiilin lafzına uygun geldiyse lafzî masdardır
  • eğer, fiilinin manasına uygun geldiyse mânevî masdardır

3)ظرف الزمان

  • فِي’nin takdiri ile mensub olan bir ism-i zamandır.
  • amilin – yani fiilin – o zaman içerisinde meydana geldiğine delalet eder.
  • iki kısımdır:
    • muhtas: sınırlı ve muayyen bir zamana delalet eder. (ay, yıl, gün vb.)
    • mübhem: sınırlı ve muayyen olmayan bir zamana delalet eder. (lahza, vakit, zaman vb.)
  • müellifin zikrettiği zaman zarfları:
    • يَوْمٌ: fecirden güneşin batımına kadardır.
    • لَيْلٌ: güneşin doğumundan fecre kadardır.
    • غُدْوَةٌ: sabah namazı vakti ile güneşin doğumu arasındaki vakittir.
    • بكْرةٌ: sabahın ilk vakitleridir.
    • سَحَرا: gecenin son vakti, fecirden hemen öncesidir
    • غَدَا: “yarın” manasındadır.
    • عَتَمَةٌ: gecenin ilk /’lük dilimidir.
    • صَبَاحا: gecenin ikinci yarısının başından zeval vaktine kadar olan kısımdır.
    • مَسَاءٌ: zeval vaktinden gece yarısına kadar olan kısımdır.
    • أَبَدٌ / أَمَداً: ikisi de müstakbel bir zaman delalet ederler, gaye ve intihası belli değildir.
    • حِينٌ: başı ve sonu olmayan müphem bir zaman dilimine işaret eder.
  • bu bölüme, manası zamana benzeyen kelimeler de mülhak olurlar. muhtas veya mübhem olması fark etmez.

4) ظرف المكان

  • فِي’nin takdiri ile mensub olan bir ism-i mekandır.
  • bu da iki kısımdır: muhtas ve mübhem
    • muhtas: sınırları olan mekan isimleridir. bu kısımdaki kelimeler mensub olarak gelmezler, car – mecrur olarak gelirler.
    • mübhem: sınırları olmayan mekan isimleridir. bu kısımdaki zarflar ise mensub olarak gelirler.

5) الحال

  • kelamın aslından olmayan, şekillerdeki kapalılıkları gideren mensub isimdir.
  • sarih yahut müevvel bi’s-sarih olabilir.
  • amil olarak fiilleri yahut şibh-i fiilleri (ism-i fail, masdar, zarf, ism-i işaret) kabul edebilir.
  • şekillerden kasıt, âkil yahut gayri âkillerin sıfatlarındaki kapalılıklardır.
  • şunları açıklamak için gelebilir:
    • failin, mefulu bih’in yahut her ikisinin de beyanı
    • haber’in beyanı
    • harf-i cer yahut izafet ile mecrur olanların beyanı
  • şartları:
    • hal, nekira olmak zorundadır. eğer marife olarak geldiyse, nekira bir manaya tevil edilir.
    • kelamın tamamı bittikten sonra gelmelidir, ancak bazen (ism-i istifham durumunda olduğu gibi) kelam bitmeden de gelebilir.
    • döndüğü kelime marife olmalıdır. herhangi bir sebep olmaksızın nekira gelmesi caiz değildir. bu sebeplerden birisi, halin döndüğü kelimeden önce gelmesi, bir diğeri de kelimenin mudaf olmasıdır.

6) التمييز

  • şahıslardaki veya nispetlerdeki kapalılığı gideren sarih isimdir.
  • temyiz, cümle ve zarftan olamaz. bu açıdan hal’den ayrılır.
  • temyîzu’z-zat/müfred: hakikati gizli olan mezkur bir isimdeki kapalılığı gideren temyizdir. adetlerden ve miktarlardan sonra gelir.
  • temyîzu’n-nisbe/cümle: kendinden önceki cümlede gelen bir nispetteki kapalılığı kaldırır.
  • iki türü vardır:
    • muhavvel:
      • fail yerine muhavvel: asıl cümledeki failin temyiz olarak getirilmesidir.
      • meful yerine muhavvel: asıl cümledeki mefulün temyiz olarak getirilmesidir
      • mübteda yerine muhavvel: asıl cümledeki mübtedanın temyiz olarak getirilmesidir.
    • gayri muhavvel
  • temyizin şartları
    • nekira olmak zorundadır
    • kelam tamamlandıktan yani fiil – fail yahut mübteda – haber arasındaki nispet tamamlandıktan sonra gelmelidir.

7) المستثنى

  • daima harf olan istisna lafzı: إلاّ
    • devamında gelen isim – yani müstesna –  halden biri üzeredir:
      • istisnadan dolayı nasb vacip olur
      • إلاّ’dan önceki lafzın bedeli kabul edilip ona tabi olabilir yahut istisna üzere mensub olabilir
      • إلاّ’dan önceki amilin amelini kabul edebilir
    • إلاّ’dan önce gelen lafız  halden birisi üzeredir:
      • ya müstesna minh’in zikredildiği (tam) bir mucebedir (nefy ve şibh-i nefy (nehy ve istifham) olmayan): bu durumda ilk ihtimal cari olur.
      • ya müstesna minh’in zikredildiği bir nefy cümlesidir: bu durumda ikinci ihtimal cari olur
      • ya da müstesna minh’in zikredilmediği (nakıs) bir nefy cümlesidir: bu durumda üçüncü ihtimal cari olur
  • daima isim olan istisna lafızları: سِوًى – سَوَاءٌ – سُوَى – غير
    • eğer kelam, tam ve mucebe ise istisna üzere nasb edilirler
    • eğer kelam, tam ve menfi ise nasb edilir yahut öncesine tabi olur
    • eğer kelam, nakıs ve menfi ise önceki amilin ameliyle irab olunur
    • bu lafızlardan sonra gelen isimler – yani müstesna –  ise daima mudafun ileyh olarak mecrur olurlar
  • bazen harf bazen isim olan istisna lafızları: خَلا – عَدَا – حَاشَا
    • bu edatlarla kurulan müstesna lafızları mensub yahut mecrur olabilirler. bunun sebebi, bu lafızların bazen fiil bazen harf gibi amel etmeleridir.
    • eğer fiil gibi amel ederler ise kendilerinden sonra geleni mefulun bih alıp nasb ederler.
    • eğer harf gibi amel ederlerse de sonrasını mecrur alırlar.
    • eğer edattan önce masdariyye mâ’sı gelirse, nasb üzere irablanmaları gerekir zira masdariyye mâ’sı sadece fiillere bitişir.

8) اسم لا النافية للجنس

  • cinsin nefyi için gelen bu harf, إِنَّ gibi amel eder.
  • bu amelin gerçekleşmesinin vacib olması için  şart gerekir:
    • isminin nekira olması
    • ismi ile arasına fasıla girmemesi
    • haberinin nekira olması
    • edatın tekrar etmemesi
  • لا‘nın 3 nevi vardır:
    • müfred olabilir:
      • mudaf ve şibh-i mudaf olmayan isimlerdir.
      • müsenna, cem-i teksir, cem-i müzekker salim, cem-i müennes salim bu gruptadır.
      • bu gruptakiler, nasb alametleri ne ise o alamet üzere mebnidirler.
    • nekira bir isme mudaf olabilir:
      • bu gruptakiler ise fetha yahut ona niyabet eden bir alamet üzere mensubturlar.
    • şibh-i mudaf:
      • kendisinden sonra gelen bir kelimeyle (manaca) irtibatlı olan, bu irtibatı sayesinde mübhemliği zail olan, ancak yapı itibarıyla “izafet terkibi” olmayan isimdir.
      • bu gruptakiler de fetha yahut ona niyabet eden bir alamet üzere mensubturlar.
    • not: yukarıdaki 4 şarttan ilk üçü bozulursa, لا bu şekilde amel edemez. ancak tekrar durumu olursa bu şekilde amel etmesi caizdir, ancak şart değildir.

9) المنادى

  • münada lafızları: يَا – أَ – أَيْ – أَيَا – هَيَا – وَا
  • المفرد العَلَم
    • müfred (cümle ve şibh-i cümle olmayan) ve alem olan isimler münadadır.
    • kelime hangi alamet ile merfu oluyorsa o alamet üzere mebnidir
  • النكرة المقصودة
    • bir lafzın ıtlak edildiği zatlardan muayyen birisi kastedilir.
    • kelime hangi alamet ile merfu oluyorsa o alamet üzere mebnidir
  • النكرة غير المقصودة
    • bir lafzın ıtlak edildiği zatlardan muayyen bir zat kastedilmez.
    • mensubtur
  • المضاف
    • münada, mudaftır.
    • mensubtur
  • الشبيه بالمضاف
    • lafzen mudaf olmayıp mudaf manasında olan münadalardırlar
    • mensubtur

10) المفعول لأجله

  • fiilin vuku bulma sebebini zikreden mefuldür.
  • sarih veya müevvel bi’s-sarih olabilir
  • 5 şarta sahip olmalıdır:
    • masdar olmalıdır
    • kalbî bir fiil olmalıdır
    • öncesi için illet olmalıdır
    • amili ile – yani fiille – aynı vakitte olmalıdır
    • amili ile aynı faile sahip olmalıdır
  • bu şartlara sahip kelimelerin mensub olması yahut illet bildiren bir harf ile mecrur olmaları gerekir.
  • bu mefullerin 3 halde olmaları mümkündür:
    • elif-lam takısı ile bitişik olması: bunlar genellikle car – mecrur olur
    • mudaf olması: iki şekilde de irablanabilir
    • bu ikisinden de hâli olması: bu kısım genellikle mensub olur

11) المفعول معه:

  • fiilin kim ile beraber yapıldığını beyan eden fiil yahut fiil manasındaki bir kelime ile mensub, kelamın aslından olmayan isimdir.
  • sarih bir isim olmalıdır, müevvel olmaz.
  • vav-ı maiyye ile beraber yazılır.
  • not: vav’dan sonra gelen isim iki kısımdır:
    • المفعول معه olduğu için mensub olanlar. eğer mefulün, yaptığı işte faile iştirak etmesi mümkün değilse bu kısımdadır.
    • المفعول معه olduğu için mensub olarak yazılmaları caiz olmakla beraber öncesine atıfla irabta ona uymasının da caiz olduğu kelimeler. eğer mefulün, yaptığı işte faile iştirak etmesi mümkün ise bu kısımdadır.

f. mahfûdât

1) harf ile mecrur olanlar

  • harf-i cer denilen kelimelerin amel etmesiyle mecrur olan isimlerdirler.
  • pek çok harf-i cer mevcuttur. bazıları:
    • مِنْ: manalarından birisi ibtidadır. hem isimleri hem de zamirleri hafdeder.
    • إِلَى: manalarından birisi intihadır. hem isimleri hem de zamirleri hafd eder.
    • عَنْ: manalarından birisi mücavezedir. hem isimleri de hem de zamirleri hafd eder.
    • عَلَى: manalarından biris isti’lâdır (üstte olmak). hem isimleri hem de zamirleri hafd eder.
    • فِي: manalarından birisi zarfiyyettir. hem isimleri hem de zamirleri hafd eder.
    • رُبَّ: manalarından biris taklîldir (azlık). yalnızca nekire olarak gelen isimleri hafd eder. marife isimleri ve zamirleri hafd etmez.
    • بِـ: manalarından birisi tadiyyettir. hem isimleri hem de zamirleri hafd eder.
    • كَـ: manalarından birisi teşbihtir. sadece zahir isimleri hafd eder, zamirleri hafd etmez.
    • لِـ: manalarından birisi istihkak/mülkiyettir. hem isimleri hem de zamirleri hafd eder.
    • kasem harfleri
    • وَاوُ رُبَّ: mahzuf olan رُبَّ’nin manasını veren bir و harfidir.
    • مُذْ و مُنْذُ:
      • zaman manası taşıyan kelimeleri hafd ederler.
      • eğer amel ettikleri kelime maziye delalet ediyor ise مِنْ manasını alırlar.
      • eğer amel ettikleri kelime şimdiki zamana delalet ediyorsa فِي manasını alırlar.
      • eğer bu iki amilden sonra bir fiil yahut merfu bir isim gelirse, bu durum harf değil isim olduklarını gösterir. 

2) izafet ile mecrur olanlar

  • izafet, mudafın mudafu’n-ileyhe nisbet edilmesidir. üç çeşittir:
    • مِنْ manası ifade eden izafetler: alameti, mudaf ve mudafu’n-ileyh arasında cüziyyet ilişkisi olmasıdır.
    • لِـ manası ifade eden izafetler: alameti, mudafu’n-ileyh ve mudaf arasında zarf-mazruf ilişkisi olmasıdır
    • فِي manası ifade eden izafetler: diğer iki nevin dışındaki tüm izafetler bu cinstendir.

fasıl: marife ve nekira

  • isimler marife ve nekira olarak iki kısımdırlar.
  • marife:
    • muayyen bir şeye delalet eden isimlerdir.
    • marifeler 6 tanedir:
      • munfasıl zamirler: mütekellim, muhatap yahut gaibe delalet eden isimlerdir.
      • alem isimler: tekellüm, hitab yahut gaybete dair bir karineye ihtiyaç olmaksızın muayyen bir şahsa/şeye delalet eden isimlerdir.
      • ismü’l-mübhem:
        • ismu’l-işaret: muayyen bir şeye, somut veya gizli bir işaret vasıtasıyla delalet eden isimlerdir. bu isimler:
          • هَذَا: müfred müzekker (mebni)
          • هَذِهِ: müfred müennes (mebni)
          • هَذَانِ: tesniye müzekker (merfu)
          • هَذَيْنِ: tesniye müzekker (mensub/mecrur)
          • هَاتَانِ: tesniye müennes (merfu)
        • هَاتَيْنِ: tesniye müennes (mensub/mecrur)
        • هَؤُلَاءِ: cemî müzekker/müennes (mebni)
        • اللَّائِي: cemî müennes (mebni)
      • ism-i mevsul: kendisinden sonra gelen bir cümle veya şibh-i cümle (zarf veya car-mecrrur gibi) vasıtasıyla belirli bir şeye delâlet eden isimdir. kendisinden sonra gelen cümleye sıla cümlesi denir ve bu cümle içinde ism-i mevsule dönen bir âid zamir olmalıdır.
        • الَّذِي: müfred müzekker
        • الَّتِي: müfred müennes
        • اللَّذَانِ: tesniye müzekker (merfu)
        • اللَّذَيْنِ: tesniye müzekker (mensub/mecrur)
        • اللَّتَانِ: tesniye müennes (merfu)
        • اللَّتَيْنِ: tesniye müennes (mensub/mecrur)
        • الَّذِينَ: cemî müzekker
      • elif-lam dahil olan isimler: bu takı, marifelik alametidir, muayyen bir şeyden bahsedilir.
      • bu dört grupa mudafu’n-ileyh olanlar: bir mudafa izafe edilen isimler marifedirler.
    • not: lafza-i celâl’den sonra bu isimlerin marifelik sıralaması, “zamir > alem isim > ism-i işaret > ism-i mevsul > elif-lam takısı bitişenler > mudafu’n-ileyh” şeklindedir. mudaf isim, mudafu’n-ileyhinin rütbesindedir, ancak bir zamire mudaf olursa o zaman alem isim rütbesinde olur.
  • nekira:
    • bir cins için kullanılan, kendisiyle bir ferdin diğerlerinden ayrılamadığı isimlerdirler.
    • başına elif-lam takısının gelmesinin uygun olduğu bütün isimler şeklinde de tarif edilebilir.

g. metbûât

1) na’t

  • na’t yani sıfat, mevsufun vasfeden kelimelerdir. hem irabta hem marifelik/nekirelik hususunda mevsufuna tabidir.
  • nahivcilerin ıstılahında: müştak yahut müevvel bi’l-müştak olan, marife olan mevsufunu açıklayan, nekire olan mevsufunu ise tahsis eden kelimelerdir.
  • na’tu’l-hakikî:
    • men’uta dönen müstetir zamiri ref eder yani fail olarak alır.
    • bu zamir takdiren ordadır, yazıda gözükmez.
  • na’tu’s-sebebî
    • men’uta dönen zamire bitişik olan ismi ref eder, yani fail olarak alır.
  • na’te dair hükümler
    • türü ne olursa olsun fark etmez, na’tlar marifelik/nekirelikte ve irabta men’utlarına uyarlar.
    • ancak na’tu’l-hakikî, müzekkerlik/müenneslik ve müfred/tesniye/cemilikte de men’utlarına uyarlar.
    • na’tu’s-sebebî ise daima müfred olarak gelir. müzekkerlik/müenneslik durumunda ise kendisinden sonra gelene – yani faile – uyarlar.

2) atf

  • atf-ı beyân
    • sıfat olmayan fakat matufunu açıklayan, genellikle isim veya künye olan lafızdır.
    • marife ise matufunu açıklar, nekira ise matufunu tahsis eder.
  • atf-ı nesak: şu  atıf harfinden biri vasıtasıyla bir kelimenin irabını diğerine bağlamaktır:
    • الْوَاوُ: iki yakın şeyi bağlamak veya sonra geleni önce gelene bağlamak için kullanılır.
    • الْفَاءُ: tertib ve takip (arada mühlet olmaksıızn takip) için kullanılır.
    • ثُمَّ: tertib ve terahî (arada mühlet olan takip) için kullanılır.
    • حَتَّى: tedric manası ifade eder. eğer kendisinden sonra gelen cümle ise bu durumda atıf harfi olmaz.
    • أَمْ: tercih ve ibaha için kullanılır.
    • أَوْ: tercih ve ibaha için kullanılır. bu iki mefhumun aralarındaki fark ise, tercih manasında bağlanan iki şeyin aynı anda olması mümkün değilken ibahada mümkündür.
    • إِمَّا: istifham hemzesinden sonra gelen tayin talebi için kullanılır. (hangisini yaptın vb.)
    • لَا: kendisinden önceki için ispat edilen aynı hükmü kendisinden sonra gelenden nefyetmek için gelir
    • بَلْ: kendisinden öncesini hükümsüz kılar. atıf olması için matufunun müfred olması, cümle olmaması ve öncesinin soru olmaması gerekir.
    • لَكِنْ: kendinden önce gelen hükmü ikrar etmek ve sonra gelen hakkında da zıttını ispat etmek içindir. kendisinden önce bir nehy yahut nefy olmalı, matufu müfred olmalı ve yine daha önce gelen kısımda vav olmamalı
  • not: isim isime, fiil ise fiile atfedilebilir.

3) tekid

  • irabta ve marifelik/nekirarlıkta metbuuna uyar.
  • lafzî tekid
    • bir lafzı doğrudan yahut eş anlamlısı ile tekrar ederek manayı güçlendirir.
  • manevi tekid
    • metbuundaki karışıklık ihtimalini gidermek için kullanılan tekid biçimidir.
    • manevi tekid lafızları:
      • النَّفْسُ ve الْعَيْنُ: bu iki lafzın tekid edilen lafza dönen bir zamire mudaf olması ve zamir – tekid lafzı – tekid edilen lafzın adeden aynı olması gerekir.
      • كُلٌّ ve جَمِيعٌ: bu iki lafzın, tekid edilen lafza uygun bir zamire mudaf olmaları gerekir.
      • أَجْمَعُ: bu lafız tekid için geldiğinde genellikle كُلٌّ lafzından sonra gelir.

4) bedel

  • kendinden önceki kelimeyi (mübdelün minh) açıklayacak şekilde gelen metbudur.
  • بَدَلُ الْكُلِّ مِنَ الْكُلِّ
    • bedel-i mutabık olarak da adlandırılır.
    • kuralı; bedelin mübdel minh’in aynısı olmasıdır.
  • بَدَلُ الْبَعْضِ مِنَ الْكُلِّ
    • kuralı; bedelin mübdel minh’in bir cüzü olmasıdır.
    • kalanın daha az, eşit veya daha fazla olması mümkündür.
    • ayrıca mübdel minh’e dönen bir zamirin mudafı olmalıdır.
  • بَدَلُ الِاشْتِمَالِ
    • kuralı; bedel ve mübdel minh arasında külliyet/cüziyyetten bağımsız bir irtibat olmasıdır.
    • yine, mübdel minh’e dönen bir zamirin mudafı olmalıdır.
  • بَدَلُ الْغَلَطِ
    • bedelu’l-bedâî: kişi bir şeyi kastederek söyler ancak sonradan başka bir şeyi söylemenin daha uygun olacağına karar verdikten sonra tadil için kullanılan bedeldir.
    • bedelu’n-nisyân: zan ile söylenen ilk sözün hatası fark edildikten sonra onu düzeltmek için kullanılan bedeldir.
    • bedelu’l-galat: dil sürçmesini düzeltmek için kullanılan bedeldir.

Bir Cevap Yazın

muvazzafun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin